
Seferihisar’ı seviyorum arkadaş…
Eğrisiyle, doğrusuyla… havasıyla, suyuyla, insanıyla…
Türkiye’nin ilk Cittaslow unvanını alan bu güzel ilçe; acele etmeyenlerin, hayatı sindire sindire yaşayanların yeri. Bir telaşın ortasında değil, huzurun kıyısında duruyor Seferihisar.
Tarihin taşlara kazındığı Sığacık Kalesi…
Daracık sokaklarında geçmişin fısıldadığı Kaleiçi…
Binlerce yıl öncesinden bugüne seslenen Teos Antik Kenti…
Bir yanda cam gibi berraklığıyla insanı içine çeken Akkum Plajı,
öte yanda doğallığını kaybetmemiş Ekmeksiz Plajı…
Pazar günleri bir başka güzel burada…
Sığacık Pazarı kurulur; sadece tezgâhlar değil, samimiyet de açılır sergiye.
Ev yapımı reçeller, el emeği göz nuru ürünler, mis gibi kokan otlar…
Ve o meşhur mandalina bahçeleri…
Kökleri yüzyıllara dayanan zeytin ağaçları; hâlâ dimdik, hâlâ gururlu…
Baharın gelişiyle tadına doyulmuyor Seferihisar’ın…
Doğa uyanıyor, mandalina çiçeklerinin kokusu sarıyor sokakları. Sığacık’ın dar yollarında yürürken insan sadece gezmiyor, adeta yenileniyor. Rüzgâr hafif, güneş kararında… Huzur, mevsim olmuş da bu kasabaya yerleşmiş sanki.
Yaz geldi mi bambaşka bir hikâye başlıyor.
Denizin serinliği, güneşin sıcaklığıyla dengeleniyor. Gündüz deniz, akşam serin bir esinti… Kalabalık bile burada insanı yormuyor; çünkü telaş yok.
Sonbahar ise dinginliğin en güzel hâli…
Hasat zamanı; zeytin ağaçları yine cömert. Toprak kokusu başka güzel, gökyüzü daha bir anlamlı. İnsan burada mevsimi sadece yaşamıyor, hissediyor.
Kış…
En sessiz, en sahici zaman. Kalabalık çekilir, geriye Seferihisar’ın özü kalır. Deniz daha bir ağırbaşlı, sokaklar daha bir derin… Yağmur düştükçe toprak konuşur sanki. Bir kahve alıp sahile karşı oturursun; ne acele vardır ne gürültü…
İşte tam da burada, insanın içinden bir Kemal Sunal filmi repliği dökülür:
“Seviyorum be… Seviyorum!”
Ama mesele sadece sevmek değil, arkadaş…
Mesele; bu güzelliği görüp hâlâ hoyrat kalabilmekte.
Mesele; bu kadar huzurun içinde bile kıymet bilmemekte.
Burası öyle bir yer ki…
Ya adam eder insanı…
Ya da adam olmadığını yüzüne vurur.
Allah Allah Allah…
Abarttığımı sanırsın önce…
Ama gel gör, yaşa…Bir bakmışsın, ben yine eksik anlatmışım.
Saygılarımla,
Haluk Dede
