Son dönemde yaşadığımız olaylar, toplum olarak ne denli ciddi bir çürümeye doğru gittiğimizi gösteriyor. Hani derler ya, “Sürüden ayrılanı kurt kapar,” diye; işte tam da bu noktada, birçok insanın hoşnutsuzluğu ve çaresizliği birer haykırışa dönüşüyor. Artık birçoğumuzun içindeki isyan ateşi, günlük yaşamımızın sıradanlıkları arasında kaybolmaya yüz tutuyor.
Nereden başlayacağız? Ahlak, terbiye, insanlık… Eğitim sistemimizden tutun da sosyal ilişkilerimize kadar her alanda savrulmuş, toplumsal değerler kitabının sayfaları arasında kaybolmuş durumdayız. Geçmişte insanların yüzlerinden nur akarken, şimdi karşımızda sadece çirkin yüzler görüyoruz. Çocuklarımıza doğru birer örnek olmayı bırakın; kendi hâlimizde bile neyi temsil ettiğimizin farkında değiliz. Edebi, ahlaki ve toplumsal sorumluluklarımızı unuttuk; tamamen yaşamsal hâle gelmiş bir çıkar döngüsünde kaybolduk.
Yaşadığımız bu ekonomik buhran, toplumun her kesimini etkiliyor. İşsizlik, yoksulluk ve çaresizlik, insanların ruhundaki mutsuzluğu artırıyor. Herkes birbirinin kuyusunu kazarken, iyilik yapmanın bile altında bir çıkar aramaya başladık. “Acaba bu iyilik karşılığında ne isteyecek?” düşüncesiyle yaşayan bir nesil hâline geldik. Kaynaklarımız azalırken, insanlığımızın en temel değerleri olan dayanışma ve yardımlaşmayı bir kenara bırakmışız.
Düşünün ki gençlerimiz, geleceksizliğin içerisinde kaybolmuş durumda. Barınmakta güçlük çeken insanlar, bir parça ekmek bulmak için mücadele verirken, hayatın tadını çıkarma hayalleri geri planda kalıyor. Yaşamak bir yük hâline geldi. Artık insana dair hiçbir umut söz konusu değil. Kimse başkasıyla ilgilenmiyor. Herkes yalnızca kendi yaşam kavgasını vermeye odaklanmış, çevresindekilere duyarsızlaşmış durumda.
Bu noktada sormak istiyorum: Biz ne zaman bu çürümüşlüğün içinden çıkacağız? Daha iyi bir Türkiye özlemiyle yanıp tutuşan insanlar olarak, tamamen bencil bir yaşamın pençesine mi düşeceğiz? Yoksa birlikte dayanışmanın, toplumsal bağların gücüne yeniden inanıp ilerlemenin yollarını mı arayacağız?
Geçmişin karanlık gölgeleri arasında kaybolurken, geleceğe dair umutlarımızı yitirmenin eşiğine gelmişiz. Değişim için adım atmazsak, bu yalnızlık ve çaresizlik girdabı daha da derinleşecek. Unutmayalım ki bu toplumda her birimizin sorumluluğu var. Birlikte hareket etmezsek, kaybolmaya devam edeceğiz. Sesimizi yükseltelim, birlikte duralım ve yeniden umut görmek için mücadele edelim.

