
Karadeniz’in bir köyünde anlatılan eski bir hikâye vardır.
Köylünün biri, köy odasında Maşat Paharı’nın suyunu öve öve bitiremez. Kaymakam da merak eder ve:
— Madem bu kadar güzel, git getir de içelim, der.
Söz ağızdan çıkmıştır bir kere. Köylü, eline bidonu alıp kışın ayazında yola düşer. Yolda karşılaştığı biri sorar:
— Hayırdır hemşerim, bu saatte nereye?
Verdiği cevap ise ibretliktir:
— Ağzımızdan bir b…k yedik, onu temizlemeye gidiyorum.
Peki bu hikâyeyi neden anlattım?
Çünkü günümüzde Maşat Paharı’nın yerini sosyal medya aldı.
Eskiden insanlar köy odalarında konuşur, söyledikleri sözler en fazla birkaç kişinin kulağına giderdi. Bugün ise tek bir tuşla binlerce, hatta milyonlarca kişiye ulaşmak mümkün. Siyasetçiler, sanatçılar, gazeteciler, sporcular ve toplum önündeki birçok insan her gün sayısız yorumun hedefi oluyor.
Elbette eleştiri demokratik bir haktır.
Ancak ne yazık ki bazıları eleştiriyle hakareti birbirine karıştırıyor.
Öfkeyle yazılan bir cümle, küfürle süslenen bir yorum ya da gerçek dışı bir itham, sahibine hiç beklemediği sonuçlar doğurabiliyor.
Çünkü sosyal medyada yazılan her sözün bir kaydı var.
Silseniz bile izi kalıyor.
İşte tam da bu noktada, bazılarınca “hakaretin pasif geliri” olarak tanımlanan süreç başlıyor. Ekran görüntüleri alınıyor, dosyalar hazırlanıyor, avukatlar devreye giriyor ve bir anlık öfkenin faturası vatandaşın önüne geliyor.
Kimi zaman yapılan bir yorumun bedeli, asgari ücretle geçinen bir insanın aylarca biriktireceği paraya denk düşebiliyor.
Oysa mesele son derece basit.
Bir dakikadan kısa sürede yapılan bir paylaşımın ardından, aylar süren bir hukuk mücadelesi başlayabiliyor.
Yani sosyal medyada bazen bir tuşun bedeli, o tuşa basılırken düşünülenden çok daha ağır olabiliyor.
Bugün birçok kişinin gözden kaçırdığı gerçek şu:
Klavyeden çıkan her söz özgürlük değildir.
Hakaret özgürlük değildir.
İftira fikir değildir.
Karalama eleştiri değildir.
Bu yüzden sosyal medyanın Maşat Paharı’na düşmemek için insanın önce parmaklarına, sonra da öfkesine hâkim olması gerekir.
Çünkü bazen insanı mahkeme koridorlarına götüren şey büyük bir suç değil; düşünmeden yazılmış birkaç kelimedir.
Velhasıl…
Maşat Paharı’nın yolu eskiden köyün dışındaydı.
Bugün ise cebimizde taşıdığımız telefonun içindedir.
Saygılarımla,
Haluk Dede
